geç kalınmış karalamalar

Savaş Filmi Görünümündeki Bir İnanç Masalı: Hacksaw Ridge

S

Gösterime girdiği tarihte bir web sitesi için kaleme aldığım Hacksaw Ridge yazısını maillerin tozlu sekmelerinden bulup size sunuyorum. İyi okumalar.

İyi bir sinema takipçisi ön yargılı olmamalı. İlgi alanına girmeyen ve hatta kötü filmleri de seyretmeli. İşte bu yüzden bu hafta şanslı gününüzdesiniz!” diye gazete okurlarına seslenmemin üzerinden 10 yıldan fazla geçti. Tahmin edeceğiniz gibi o hafta gösterime birbirinden vasat filmler girmişti.

Hayır, bu giriş sandığınız gibi Hacksaw Ridge (2016) için hazırlanmamıştı. Bu yazının sonunda da bu film için hazırlanmadığını anlayacaksınız. Ancak bu 2 saat 19 dakikalık uzun film kahramanlık filmleri konusundaki ön yargılarınızın ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkaracağı için böyle bir girişi hak ediyor.

GİBSON VE TAKINTILARI

Mel Gibson hakkında yazmak ve son filmi Hacksaw Ridge’e bir iki göndermede bulunmak bu yazının kolayca bitmesini sağlayabilirdi. Ancak bu okuyacağınız yazı sadece Hacksaw Ridge ile ilgili değil. Çünkü Gibson, rüştünü ispat eden birçok ünlü yönetmen gibi filmleri ile beraber konuşulması gereken isimlerden biri haline geldi.

Yönetmenlerin, senaristlerin ne yaptığına bakmaksızın içlerinde bulunduğu ruh halini beyaz perdeye yansıttığı görüşünün tipik örneklerinden biri Mel Gibson’dır. Ortaya çıkardığı filmler ile bugüne kadar hep içinde yaşadıklarını bize yansıtan Gibson, bu anlamda kendi içinde bir tutarlılık gösteriyor. O’nun genel olarak dindarlık ve kahramanlık takıntıları etrafında dolandığını pekala söyleyebiliriz. Örneğin, imzasını taşıyan The Passion of the Christ / İsa’nın Çilesi (2004) bugüne kadar çekilmiş en misyoner filmlerden biri. Kahramanlık deyince de aklımıza elbette Apocalypto gelmesi şaşırılacak bir şey değil. Her ne kadar gerçek tarihi sinema için kurban etmiş olsa da sinema tarihinin en büyük kahramanlık öykülerinden biri olan ve incilden bol bol göndermeler içeren Braveheart da şüphesiz hem dinin hem de kahramanlığın birlikte yoğrulduğu örneklerden biri.

Mel Gibson

Hacksaw Ridge, daha önceki Gibson filmlerine göre din ve kahramanlık dürtülerinden biraz daha farklı bir yerde duruyor. İki farklı bölümden oluşan film ilk bölümde tutkulu ve saf bir romantizm sunarken ikinci bölümde film makarası adeta değişiyor ve kana batırılmış yeni bir makara takılıyor çarka.

YAŞAMAT VE YAŞATMAK KUTSAL İNCİL’İN Mİ VİCDANİ RET’İN Mİ BAŞARISI?

The Social Network / Sosyal Ağ (2010) filmindeki Eduardo Saverin karakteri ile hayatımıza giren Andrew Garfield’ın başarılı bir şekilde canlandırdığı baş karakter, Hacksaw Ridge‘te hoşgörülü, korunaklı bir genç oluyor. Blue Ridge Dağları’nın gölgesinde yetişen, inancın hem çevresel olarak hem de kişisel hayat çizgisi olarak ortaya çıkmış halidir bir nevi Doss. Kardeşini çocukken bir tuğla ile neredeyse öldürme aşamasına gelince, evin duvarındaki dini bir postere, hipnoz olmuşçasına kilitlenir. Tüm film boyunca herhangi türden bir şiddetin reddedilmesi ve barışçı birey olma yolunda örnek insan modelini oluşturur. Onun aksine sarhoş, küfürbaz babası (Hugo Weaving) ve ondan korumaya çalıştığı annesini ile büyür. Akranlarının ve de kardeşinin ikinci dünya savaşına katılmak için orduya gönüllü olarak yazıldığı dönemde onun, savaşa gidecek en son insan olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak o birinci dünya savaşını yaşayan, bu savaşta tüm arkadaşlarını yitiren, savaşın etkileri ile psikolojisi bozulduğu anlaşılan babası ve çiçeği burnunda sevgilisinin karşı koymalarına rağmen orduya yazılmakta kararlı davranır.

Vicdani ret denen kavramdan bihaber olarak orduya yazılan Doss tam da bir vicdani retçi gibi davranınca önce korkaklık sonra da vatan hainliği ile itham edilir ve hatta askeri mahkemede yargılanır. Tüm bunlara rağmen savaş bölgesine (Japonya) gider. Burada yaşayacakları onun eline silah almadan bir savaş kahramanı olmasına ve kahramanlık madalyası alarak tarihe geçmesine sebep olacaktır.

2006 yılında hayata gözlerini yuman Desmond Thomas Doss’un gerçek hayat hikayesini anlatan filmin anlattıkları Gibson’un aktarmaya çalıştıkları ile doğru orantılı. Evet, Gibson bu filmi ile izleyiciye savaş karşıtlığını, dini duyguları, kahramanlığı, insan hayatının ve de vatanın kutsallığını anlatıyor. Ancak bizim bunların ötesinde gördüklerimiz var.

SENARYO MU GERÇEK HAYATIN BİZZAT KENDİSİ Mİ?

Gibson, filminin ilk yarısında Doss’un kahramanlık ve savaşa dair gördüğü tüm illüzyonları ikinci yarıda bolca parçaladığı cesetler gibi parçalıyor. Filmin galasından sonra “Ne anlattınız?” sorusuna hiç kuşku yok ki “Savaş karşıtlığını” demesine şaşırmayız. Ancak film boyunca ve özellikle de final bölümünde gördüğümüz şey, perdeden üstümüze fışkıran kanlara, kopan kollar ve bacaklara rağmen savaşın kötülüğü kadar da kutsallığının veya kaçınılmazlığının anlatılmasından öte bir şey değil.

“Gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir” girizgahını kurgu hikayelerden daha çok önemseyen sinema seyircisi kurgu değil “gerçek bir hikayedir” yazısı ile başladığı filmde pek tabi ki kendisine verilen her şeyi yaşanmış ve doğru olarak algılayacaktır. Savaş Vadisi’inde de böyle oluyor. İzleyici aldığı her mesajı “yaşandığı için doğrudur” şeklinde okuyarak benliğine kazıyor. Doss’un, İncil’in sayesinde oluştuğu varsayılan tüm kahramanlığı da, iyiliği de. Ancak sorulması gereken soru şu: Bu bize, şirin ABD’yi daha şirin, masum yapmaya yeter mi? Örneğin Gibson, İkinci Dünya Savaşı’nda Hacksaw Ridge’de incil sayesinde kurtulan 30, 40 ve belki de filmde anlatıldığı gibi 75 Amerikan askerine karşın 42 milyonu sivil olan 67 milyon insanın ne kadarından Amerika Birleşik Devletleri ordularının sorumlu olduğunun cevabını vermiyor. Üstelik savaşa girmeden önce Fransa ve İngiltere’ye silah satışı yapan bir ABD’nin.

SAVAŞ SADECE AMERİKAN ASKERLERİNE Mİ ÖLÜMCÜLDÜR?

Hacksaw Ridge, iyi monte edilmiş, iyi kurgulanmış, cömertçe bir bütçeye sahip ve konusunu bir savaş döneminden almış olmasına rağmen kendini “savaş filmi” kategorisinden çıkartıp bir “inanç filmi” haline getirmek için çok çabalamışa benziyor. Yönetmenin kamerası film boyunca kahramanımız Doss’a kız arkadaşının verdiği İncil’den neredeyse ayrılmıyor. Bu çaba o kadar baskın ki filmin alınması gereken savaş karşıtlığı mesajını da alelade bir mesaj yerine koyuyor adeta.

Siz de benim gibi en son ne zaman tek taraflı bir savaş filmi izlediğinizi hatırlamıyor olabilirsiniz. Bu kadar insani bir film çektiğini iddia eden Gibson ve Hacksaw Ridge ile işte böylesi bir film yeniden hayatlarımıza giriyor. Japon askerlerinin gözünden ve siperlerinden hiçbir sahneye tanık olmadığımız filmde sadece bir kurtarma sahnesinde yanlışlıkla karşımıza çıkan tek bir Japon askeri ve Doss ile aralarında geçen diyalog var. Oysa ki savaş herkes için kötü veya herkes için ölümcül değil midir? Aksi olduğu zaman böylesi “insani” bir kahramanlık destanı ne kadar masum kalabilir?

Andrew Garfield

GİBSON’UN DOĞRULARINI PEKİŞTİRME ÇABALARI

Filmin sonunda karşımıza bir röportajla çıkan ve 2006 yılında ölen gerçek Doss ile yönetmen bize filmde sunduğu her şeyin adeta bir kanıtı olduğunu sunmak istiyor. Olumsuz eleştiriler için adeta bir can simidi olarak eklediği bu bölüm sonunda, izleyenlere aslında filmin gerçekçiliğini sunmaya çabalarken bir tuzağa da düşüyor. Lâkin gerçek Doss bu son bölümde  vicdani ret ile dini neredeyse hiç yan yana getirmiyor. İzleyene “Evet yaşadığım her şey güzel bir şekilde beyaz perdeye yansıtılmış, ancak bu kahramanlığın Tanrı’ya ‘Lütfen bir tane daha kurtarmama yardım et’ diye tekrarlamamak dışında çoğunlukla insani bir şeydir” demek istemiş.

Desmond Thomas Doss artık hayatta olmadığı için izlediklerimizden başka bir şey elimizde yok. Bu hikaye ne kadar tamamen gerçek bunu kimse bilmiyor. Yine de oyunculuğundan çok yönetmenliğinin daha iyi olduğunu söyleyebileceğimiz takıntılı yönetmenimiz Mel Gibson’un anlattıklarının dışında bir de anlatmak istemedikleri var. Bunlar; “Savaşmak ve insan öldürmek, uğrunda vatanı kurtarmak olsa da kötüdür, vicdani ret ve kahramanlık İncilsiz de mümkündür, Mel Gibson’ın inanç ve kahramanlık filmlerinin devamı elbette gelecektir.”

Bonus: Poster Galerisi

Yazar hakkında

okankoroglu

Yorum ekle

geç kalınmış karalamalar

Son Yazılar

Son Yorumlar

Arşivler

Kategoriler

Meta